Yeşil çay kalbe iyi gelir mi?
Ama şunu baştan söyleyeyim: bu bir yeşil çay yazısı değil. Sağlık tavsiyesi de değil. Bu, bir sağlık iddiasının arkasındaki bilimsel çalışmalara nasıl bakılır yazısı.
Yeşil çay içenlerde kalp-damar nedenli ölümlerde %76'lık azalma!
Japonya'nın en çok yeşil çay üretilen bölgesinde yapılmış bir çalışmayla başlayalım. 12 bin yaşlı insan var, ortalama beş yıl izlenmişler.
Sonuç şu: en çok yeşil çay içenlerde kalp-damar nedenli ölümler %76 daha düşük.
%76 ne demek? Ölümlerin dörtte üçünün ortadan kalkması demek. Elimizdeki en güçlü kalp ilaçları bile bunu yapamıyor.
Bilimsel bir çalışma. Sayı da ortada. Ama şunu unutmayalım: her oran bir karşılaştırmadır. Bir şeyin başka bir şeye göre ne kadar az ya da fazla olduğunu ifade eder.
O yüzden ilk sorumuz şu olmalı: bu %76, kimle kim karşılaştırılarak bulunmuş?
Yüzde 76'nın payı ve paydasında kimler var?
İşin ilginç yeri burada başlıyor.
Bu bölge Japonya'nın yeşil çay deposu. Orada yeşil çayı, bizde siyah çay gibi, hemen hemen herkes her gün düzenli içiyor.
Şöyle düşünün: Rize'de bir köye gidiyorsunuz ve burada "hiç çay içmeyenler" diye bir grup oluşturacaksınız. Kaç kişi bulurdunuz? Ve bulduğunuz o insanlar köyü temsil eder miydi?
Bu çalışmada da aynısı olmuş. 12 bin kişiden günde bir fincan bile yeşil çay içmeyen kişi sayısı sadece 321. %76, işte o 321 kişiyle yapılan karşılaştırmalarla bulunuyor.
Peki kim bu 321 kişi? Çoğu erkek. Çoğu hiç egzersiz yapmıyor, hareketsiz. Ve sigara içme oranı, çalışmadaki bütün gruplar içinde en yüksek olan grup.
Gözünüzde canlandırın: herkesin yeşil çay içtiği bir yer. İçmeyen bir avuç insan var. Bu bir avuç insan aynı zamanda en çok sigara içen, en az hareket eden grup. Peki kimlerle karşılaştırılıyorlar? En çok yeşil çay içenlerle — yani daha az sigara içen, daha çok hareket edenlerle.
Yani bu çalışma yeşil çay içenlerle içmeyenleri karşılaştırmıyor. Sağlıklı yaşayanlarla sağlıksız yaşayanları karşılaştırıyor.
Bir şey daha var. Bu sonuç, günde yedi fincandan fazla içenlerle günde bir fincan bile içmeyenler karşılaştırılınca çıkıyor. Arada kalan, günde bir ile yedi fincan arasında içen binlerce insan bu hesaba hiç girmiyor — üstelik çalışmanın büyük çoğunluğu onlar.
Yüzde 76 oranı kaç ölümün üzerine kurulu?
O beş yıl içinde 321 kişiden kaç kişi ölmüş? Sadece 25 kişi.
Bu neden önemli? Bir örnekle anlatayım.
İki köy düşünün, her birinde 100 kişi olsun. Birinci köyde bir yılda 4 kişi ölmüş, ikinci köyde 1 kişi. Manşet hazır: ikinci köyde ölüm dört kat daha az.
Şimdi ikinci köyde bir kişi daha ölseydi ne olurdu? 4'e 2. Manşet değişir, artık dört kat değil iki kat az olur. Bir kişi daha ölseydi 4'e 3 olurdu ve aradaki fark iyice kapanırdı.
Dikkat edin: sadece iki kişilik bir oynama oldu ama manşet tamamen değişti.
Küçük sayıların sorunu bu. Küçük sayıların üzerine kurulan oranlar oynak olur; birkaç insanın kaderi oranı hatırı sayılır ölçüde kaydırabilir. Ama bu tek başına o dev sayıyı açıklamaz.
Büyük çalışmalardaysa bu olmaz. Birkaç fazla ölüm kalabalığın içinde kaybolur. O halde daha büyük çalışmalara bakalım.
Daha büyük bir çalışma: kalp hastalıklarından ölümde %20 azalma
Japonya'da sekiz çalışma birleştirilmiş ve büyük bir analiz oluşturulmuş. 300 bin insan, ortalama 17 yıl takip.
Ama bu sefer bakılan şey bütün kalp-damar ölümleri değil, sadece kalp hastalığından ölümler. Sonuç: en çok yeşil çay içenlerde kalp hastalığından ölüm yaklaşık %20 daha düşük.
Şimdi bakalım: karşılaştırma grubu bir avuç insan mı? Değil. Öncekinde az içenler kırk kişiden biriydi, burada dört kişiden biri. Ölüm sayısı az mı? Gene değil.
Yani buradaki %20 oynak bir sayı değil. Birkaç ölümle bu oran değişmez.
Sayı sağlam ama doğru mu?
İki köye geri dönelim. Diyelim ki ikinci köyde gerçekten de ölümler az, sayılarla alakalı bir durum değil. Kaç kere sayarsanız sayın, orada daha az insan ölüyor.
Ama belki o köye daha az yağmur yağıyordur. Ekinleri yeşermiyordur, iyi beslenemiyorlardır, temizlenemiyorlardır. Belki bu yüzden daha çok hastalanıyorlardır.
Böyle bir durumda köyleri büyütsek ne olur? 100 kişi yerine 100 bin kişi alsak, bir yıl yerine yirmi yıl izlesek? Fark kapanmaz. Hatta karşımıza daha fazla sayıyla kuvvetlenmiş sağlam bir oran çıkar. Çünkü ortada oynayan bir sayı yok — ortada suyu bol bir köyle kurak bir köy var.
Şöyle bir araştırma yapılsa nasıl olurdu? Tuşlu telefon kullananlarla akıllı telefon kullananlar yıllarca izlenip ölümler sayılsa. Manşet hazır: tuşlu telefon kullananlar daha fazla ölüyor.
Ama tabii tuşlu telefon öldürmüyor. Sadece tuşlu telefon kullananlar daha yaşlı.
Aynı mantığı ambulansla hastaneye giden hastalarla kendi arabasıyla gidenler arasında da kurabilirsiniz. Ambulansla gidenler çok daha fazla ölüyor. Ambulans mı öldürüyor? Hayır — ambulansla giden hastaların durumu daha ağır.
Örneklerde boğulmayalım. Yeşil çay içenlerle içmeyenlerin tek farkı yeşil çay mı? Yoksa yeşil çay içenler daha mı çok spor yapıyor, daha mı az sigara içiyor, yediğine içtiğine daha mı çok dikkat ediyor?
Demek ki aradaki tek fark yeşil çay değil. İki grup baştan farklı.
Peki iki grubun baştan farklı olmasını engellemenin bir yolu var mı?
Grupların farklı olmasını baştan engellemenin yolu: kura
Şöyle düşünün. Bir torba dolusu top var, bir kısmı kırmızı bir kısmı mavi. İçine bakmadan elinizi sokuyorsunuz. Bir top çekip sağınıza koyuyorsunuz, bir tane daha çekip solunuza. Böyle böyle torbayı boşaltıyorsunuz.
Sonunda iki yığın oluşuyor — kırmızı-mavi oranı muhtemelen birbirine çok yakın iki yığın. Dikkat edin: bunun için torbada kaç kırmızı olduğunu bilmenize gerek yok. Saymadınız, sadece rastgele çektiniz.
Tabii insanlar tek renkli toplar değil. Her insan aynı anda birçok şey: kimi sigara içer, kimi spor yapar, kiminin şekeri vardır, kimi az uyur.
Ama kuranın güzelliği burada. Toplar kaç renk taşırsa taşısın, kura hepsini dengeli dağıtır. Asıl mucize de şu: aklınıza hiç gelmemiş şeyler de dağılır. Uyku düzeni, iş stresi, genetik yatkınlık, ailenin geliri, çocukluğunda nasıl beslendiği — adını bile koymadığınız onlarca şey.
Tek şart var: yeterince kalabalık olacak. On top çekerseniz kırmızıların çoğu bir yığına denk gelebilir; tıpkı on kere yazı tura atınca sekiz kere aynı yüzün gelmesi gibi. Ama bin kez atarsanız, sekiz yüz kez aynı yüzün gelmesi neredeyse imkânsız.
O zaman geriye tek bir fark kalır: bir yığın yeşil çay içiyor, öbürü içmiyor. İşte o durumda iki yığın arasında bir fark görürseniz, bunu yeşil çaya bağlayabilirsiniz.
Peki buraya kadar konuştuğumuz çalışmalar nasıldı? Hiçbirinde kura yoktu. İnsanlar kendi seçimine göre ayrılmıştı. Ve yeşil çay içmeyenlerin yığınında sigara içenler, spor yapmayanlar toplandı.
Araştırmacılar bu yığılmayı görmüyor mu?
Haklı bir itiraz. Görüyorlar, düzeltmeye de çalışıyorlar. Sigaranın, yaşın, kilonun ölüme katkısını hesaplayıp yeşil çayın hanesinden düşüyorlar. Amaç şu: geriye sadece yeşil çaydan gelen kısım kalsın.
Ama bir şeyi düzeltmek için önce onu ölçmüş olmanız gerekir. Kuranın güzelliği de buydu: ölçmediğiniz şeyleri de dağıtması. Düzeltme bunu yapamaz — sadece ölçülmüş olanı temizler.
Şimdi o 300 bin kişilik analize bakalım. Neyi düşmüşler? Yaşı, sigarayı, alkolü, kiloyu, şeker hastalığını, tansiyonu. Kahveyi bile düşmüşler.
Ama egzersizi düşmemişler.
Çünkü sekiz çalışmada sorulan egzersiz soruları birbirini tutmuyormuş, o yüzden bunu yapamamışlar. Ama aynı makalede şu cümle de var: Japonya'da daha çok yeşil çay içen insanların spor yapma ihtimali daha yüksek.
İki cümleyi yan yana koyalım. Yeşil çay içen daha çok spor yapıyor. Ama sporun kazancı hesaptan düşülememiş. Hepsi yeşil çayın hanesine yazılmış.
Olabilir mi, yoksa oluyor mu?
Buraya kadar hep "olabilir" dedim. Fark az kişiden geliyor olabilir, alışkanlıklardan geliyor olabilir, düzeltmeler eksik kalıyor olabilir.
Ama asıl soru şu: olabilir mi, yoksa oluyor mu?
Bu daha önce de yaşandı — hem de yeşil çaya çok benzeyen bir maddede.
Kakaodan bahsediyorum. Kakao, yeşil çaydakine benzer maddeler içeriyor ve hikâyesi de benzer başlamış. Anket çalışmaları, çikolata yiyenlerde kalp hastalığının daha az olduğunu göstermiş.
Sonra bir çalışma yapılmış. 21 bin insan kurayla ikiye ayrılmış. Bir gruba kakao özütü içeren bir hap verilmiş, diğerine görünüşte aynı ama içinde ilaç olmayan bir hap. Ve kaç kişi kalp krizi geçirmiş, kaç kişi felç geçirmiş, kaç kişi ölmüş — ona bakılmış.
Sonuç: kakao özütü alanla almayan arasında anlamlı bir fark yok.
Yani anket çalışmalarının yıllardır gösterdiği büyük oranlar, kura devreye girince kayboldu.
Asıl soru neydi? Yan sorular ne demek?
Bu çalışmada öğrenmemiz gereken bir şey daha var. Bence bu yazının en faydalı kısmı bu, çünkü bundan sonra okuyacağınız her sağlık haberine bakışınızı değiştirebilir.
O çalışmada asıl soru bir taneydi: kakao özütü alanlarda kalp krizi, felç ve ölüm azalır mı? Ama bunun yanında on dört tane yan soru vardı.
Ve bunlardan biri anlamlı çıktı: sadece kalp-damar sebepli ölümler, kakao alan grupta %27 daha az bulundu.
Şimdi şu "anlamlı" kelimesini açalım. Her yerde geçiyor ama ne demek olduğunu kimse söylemiyor.
Kalabalık bir grubu rastgele ikiye bölün ve iki gruba da hiçbir şey yapmayın. Yine de bir tarafta biraz daha fazla ölüm çıkar. İki grup asla tıpatıp aynı olmaz, sayılar kendiliğinden oynar. İstatistiğin işi de bunu ayıklamak: elimizdeki fark, bu oynamanın üretebileceğinden büyük mü?
Bilimsel çalışmalarda kullanılan sınır şu: bir fark, hiçbir şey yapmasak bile yirmi denemede bir bile çıkmıyorsa ona anlamlı diyoruz; daha sık çıkıyorsa demiyoruz. Bunu p değeriyle ifade ediyoruz. p değeri, bir farkın kendiliğinden ne sıklıkla çıkabileceğini gösteriyor.
Yirmi yüzü olan bir zar düşünün. Bir kez atıyorsunuz ve diyorsunuz ki: "bir gelirse burada gerçekten bir şey var." Tek atışta bir gelirse şaşırmak gerekir, çünkü düşük bir ihtimal.
Peki aynı zarı on dört kez atarsanız? O zaman en az bir kez bir gelme ihtimaliniz %50'yi geçer.
O kakao çalışmasındaki yan sorular da böyle. On dört yan soru demek, o zarı on dört kez atmak demek.
Ve araştırmacılar bunu biliyordu. Daha hiçbir sonucu görmeden kendi yöntem bölümlerine şunu yazmışlar: on dört yan soruya bakıyoruz, bunlardan birinin hasbelkader anlamlı çıkmasını bekleriz.
Öyle de oldu. Beklenen bir tane, çıkan bir tane.
Peki, bu nasıl haber oldu?
Çalışmayı yapan hastanenin basın bülteninin başlığı: "umut veriyor."
Altında iki madde var. Üstteki madde kalp-damar ölümündeki %27'lik azalmayı duyuruyor — yani hasbelkader anlamlı çıkan sonucu. Altındaysa asıl soruda fark çıkmadığı yazıyor.
Yalan yok, gizlenen bir şey de yok. Ama insan başlığı okuyup geçiyor ve geriye tek cümle kalıyor: kakao kalp-damar sebepli ölümleri azaltıyor.
Bu cümle bir ürünün ambalajına yazılabilir ve kimse buna yanlış diyemez.
Kura çekilmiş olması yeterli mi?
Kakao bize kuranın önemini gösterdi. Bu hikâye ise kuranın tek başına yetmediğini gösterecek.
Seksenlerde bakmışlar ki kalp krizi geçirmiş hastalarda ritim bozukluğu olanlar daha çok ölüyor. Öyleyse ritim bozukluklarını önlersek ölümler de azalır demişler.
O dönemde yaygın kullanılan bazı ilaçlar vardı: enkainid ve flekainid. Bunlar bozuk ritimleri düzeltiyordu ve bunu gayet iyi yapıyorlardı.
Bu iki ilaç üzerine bir çalışma yapıldı ve bu mantık kurayla test edildi. Daha önce kalp krizi geçirmiş ve ritmi bu ilaçlarla düzelen hastaları aldılar ve kura çektiler. Bir kısmı ilaca devam etti, bir kısmına da ilacın yerine aynı o ilaç gibi gözüken, içinde ilaç olmayan haplar verildi.
İlaca devam edenlerde ölüm ve kalp durması iki buçuk kata yakın daha fazla çıktı. Çalışmayı erken durdurmak zorunda kaldılar.
Şunu bir düşünün. Monitöre bakıyorsunuz, ritim düzelmiş, ilaç işini yapmış görünüyor. Ama o ilacı alıp ritmi düzelenler daha çok ölüyor.
Buradaki problem ölçtükleri şeydi. Ritimlerin düzelmesi hedefin kendisi değildi; hedef ölümlerin azalmasıydı. Ritimlere değil ölümlere bakmak gerekiyordu.
Bugün bu ilaçları kalp krizi geçirmiş hastalarda kullanmıyoruz. Sebebi de bu çalışma.
O halde bir sağlık iddiasının arkasında sadece kuranın olması yetmez — ölçülen şey de asıl sonuç olmalı.
Yeşil çayda kurayla yapılmış çalışmalar var mı?
Var. Ama bu çalışmaların nasıl yapıldığına bakmamız lazım.
Yirmi tane randomize deney var, toplam bin beş yüz kişi. Kura çekilmiş, bir gruba katekin verilmiş — yeşil çayda etkili olduğu düşünülen madde. Kimine hap olarak, kimine katekin katılmış bir içecek olarak. Diğer gruba dışarıdan tıpatıp aynı görünen hap ya da içecek verilmiş, ama içinde katekin ya hiç yok ya da çok az. Amaç: kimse hangisini aldığını bilmesin.
Sonuç: büyük tansiyonda yaklaşık iki birimlik bir düşüş görülmüş, küçük tansiyonda anlamlı bir fark yok.
Kura var mı? Var. Körleme yapılmış mı? Yapılmış. Ama hâlâ büyük eksiklikler var.
Süre. Bu deneylerin yarısı üç ay ya da daha kısa, en uzunu altı ay. Süre neden önemli? Bin beş yüz kişiyi üç ay izlerseniz, o sürede kalp krizi geçiren neredeyse kimse olmaz. Yani sayacak bir şeyiniz olmaz. İşte bu yüzden ölüm ya da kalp krizi ölçülmemiş; daha kısa sürede izlenebilecek bir şey ölçülmüş, yani tansiyon.
Kimler üzerinde yapılmış? Yirmi çalışmanın sadece birinde katılımcıların hepsinin tansiyonu yüksekti. Geri kalanında tansiyonu zaten normale yakın insanlar vardı. Oysa merak ettiğimiz şey, normal tansiyonlu birinde değil, tansiyonu yüksek olan birinde ne olacağı.
Ne verilmiş? Bu insanlara demlenmiş yeşil çay verilmemiş. Sebebi körleme: ciddi bir deneyde kimin gerçek maddeyi aldığı bilinmemeli. Hapa çalışılan maddeyi koymayabilirsiniz; içinde ilaç olan hapla olmayan hap aynı görünür. Hazır bir içeceğe de aynısını yapabilirsiniz. Ama bir fincan demlenmiş yeşil çaya bunu yapamazsınız — içen ne içtiğini tadından, kokusundan, renginden anlar. İşte bu yüzden deneylerde yeşil çayın kendisi yok, hapı ve özütü var. Kakaoda da böyleydi.
Ve en büyük eksik: ölçülen şeyler tansiyon ve kolesterol. Asıl sonuca, yani ölüme bakılmamış.
Az önceki hikâyeyi hatırlayın: orada da monitörlerdeki ritimler düzelmişti ama hastalar daha çok öldü. Yeşil çayda tansiyon iki birim düşüyor, ama bu "hastalar daha az ölecek" demek değil. Denemeden bunu kimse bilemez.
Tabii ki bu, "yeşil çay işe yaramıyor" demek değil. "Bilmiyoruz" demek. İkisi çok farklı şey.
Ama bildiğimiz şeyler de var!
52 ülkede yapılmış bir çalışma var. 12 binden fazla kalp krizi geçiren insana bakılmış, bir o kadar da kalp krizi geçirmemiş insana bakılmış ve karşılaştırılmışlar.
Görmüşler ki: sigara içenlerde, kolesterolü yüksek olanlarda, tansiyonu yüksek olanlarda, şeker hastalarında, bel ölçüsü büyük olanlarda, yoğun stres altındakilerde, az sebze meyve tüketenlerde, hareketsiz kalanlarda daha çok kalp krizi görülüyor.
Bu sekiz etken, kalp krizi riskinin yaklaşık %90'ını açıklıyor.
Peki bunları düzeltmek işe yarıyor mu?
Sigarayı bırakmak. Burada kura yok, olamaz da — kimseye kurayla sigara içiremezsiniz, etik değil. Ama on sekiz ayrı çalışma var, hepsi aynı yönü gösteriyor. Ve ölçülen şey ara basamak değil, doğrudan ölüm. Kalp hastalığı olup sigarayı bırakanlarda kalp-damar nedenli ölüm yaklaşık %40 daha düşük.
Kolesterolü düşürmek. 26 randomize çalışma, 170 bin insan, hepsi kurayla ayrılmış. Kolesterol kontrolüyle kalp krizi ve felç beşte birden fazla azalıyor.
Tansiyonu düşürmek. 123 randomize çalışma, 600 binden fazla insan. Tansiyon kontrolüyle büyük kalp-damar olayları beşte bir, felç dörtte birden fazla azalıyor. Üstelik bu hesap her 10 birimlik düşüş için.
Damar hastalığı olanlarda aspirin. 195 randomize çalışma, 135 bin hasta. Aspirinle kalp krizi, felç ve damar nedenli ölüm yaklaşık dörtte bir azalıyor. Burada bir parantez açayım: bu sonuç, hasta olanlar için. Sağlıklı birinin kendi kendine aspirine başlaması bu hesabın içinde değil — önce doktorunuza danışın.
Obezite tedavisi. 17 bin 600 kişi kurayla ikiye ayrılmış. Hepsi kilolu ve hepsinin kalp veya damar hastalığı var. Bir gruba semaglutid veriliyor, diğerine boş iğne. Kalp krizi, felç ve kalp-damar ölümü toplamda beşte bir azalıyor. (İlaç kullanımı hekim kararıyla olur; kendi başınıza karar vermeyin.)
Şimdi saydıklarımın ortak noktasına dikkat edin. Hepsinde aynı soru sorulmuş: kaç kişi kalp krizi geçirdi, kaç kişi öldü. Ve hepsinde bu soruya cevap verilmiş.
Kalp krizi geçirmiş bin hastaya iki yıl aspirin verirseniz, 36 kalp krizi, felç ya da damar sebepli ölümü önlemiş oluyorsunuz.
Yeşil çayda bu satırın karşılığı yok. Çünkü kimse denemedi.
En çok konuşulan, en çok fark oluşturan değil!
Ülkemizde yapılmış bir tarama var. Taramaya katılanlardan, tansiyonu yüksek olanların neredeyse yarısı bunu bilmiyor. Erişkinlerin ise beşte biri hayatında hiç tansiyon ölçtürmemiş.
Şunu bir düşünün: şu anda tansiyonunu hiç ölçtürmemiş bir sürü insan, yeşil çayın kalbe iyi gelip gelmediğini merak ediyor.
Ben size yeşil çay içmeyin demiyorum. İçin, afiyet olsun.
Söylediğim şey şu: en çok konuşulan şey, en çok fark oluşturan şey değil. Çünkü fark oluşturan şeyler zor, sıkıcı ve en önemlisi birileri tarafından pazarlanamıyor.
Bundan sonra "falanca şey ölümleri yüzde bilmem kaç azaltıyor" diye bir iddia duyduğunuzda şunu sorun: bu iddianın dayanağı ne, bu dayanak ne kadar sağlam?
Sonra da iddiayı diğer bildiklerimizin yanına koyun. Sigarayı bırakmanın yanına. Tansiyonu düşürmenin yanına.
Ona göre ehemmiyet verin.
Kaynaklar
Suzuki Y ve ark. Green tea and the risk of mortality. Ann Epidemiol 2009;19:732-9. doi:10.1016/j.annepidem.2009.06.003
Abe SK ve ark. Green tea consumption and mortality in Japanese men and women. Eur J Epidemiol 2019;34:917-26. doi:10.1007/s10654-019-00545-y
Onakpoya I ve ark. The effect of green tea on blood pressure and lipid profile. Nutr Metab Cardiovasc Dis 2014;24:823-36. doi:10.1016/j.numecd.2014.01.016
Hartley L ve ark. Green and black tea for the primary prevention of cardiovascular disease. Cochrane Database Syst Rev 2013;CD009934. doi:10.1002/14651858.CD009934.pub2
Sesso HD ve ark. Effect of cocoa flavanol supplementation for the prevention of cardiovascular disease events (COSMOS). Am J Clin Nutr 2022;115:1490-500. doi:10.1093/ajcn/nqac055
Echt DS ve ark. Mortality and morbidity in patients receiving encainide, flecainide, or placebo (CAST). N Engl J Med 1991;324:781-8. doi:10.1056/NEJM199103213241201
Yusuf S ve ark. Effect of potentially modifiable risk factors associated with myocardial infarction in 52 countries (INTERHEART). Lancet 2004;364:937-52. doi:10.1016/S0140-6736(04)17018-9
Wu AD ve ark. Smoking cessation for secondary prevention of cardiovascular disease. Cochrane Database Syst Rev 2022;CD014936.
Cholesterol Treatment Trialists' Collaboration. Efficacy and safety of more intensive lowering of LDL cholesterol. Lancet 2010;376:1670-81. doi:10.1016/S0140-6736(10)61350-5
Ettehad D ve ark. Blood pressure lowering for prevention of cardiovascular disease and death. Lancet 2016;387:957-67. doi:10.1016/S0140-6736(15)01225-8
Antithrombotic Trialists' Collaboration. Collaborative meta-analysis of randomised trials of antiplatelet therapy. BMJ 2002;324:71-86. doi:10.1136/bmj.324.7329.71
Lincoff AM ve ark. Semaglutide and cardiovascular outcomes in obesity without diabetes (SELECT). N Engl J Med 2023;389:2221-32. doi:10.1056/NEJMoa2307563
Şengül S ve ark. Changes in hypertension prevalence, awareness, treatment, and control rates in Turkey (PatenT 2). J Hypertens 2016;34:1208-17. doi:10.1097/HJH.0000000000000934
Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.
Yorumlar
Yorum Gönder